bakınız yazı yazarken ellerimi bırakabiliyorum. Biraz dengem bozuluyor ama tatile gidersem geçer. Çok fena tatile gitmek istiyorum.
O kadar çok tatile gitmek istiyorum ki, çok istiyorum. Sanki Alexander Tatil, tatil olayını benim için keşfetmiş gibi. Dünya yüzeyindeki binlerce hatta milyonlarca tatil yapan insan benim tatilimi çalmış gibi, hakkım yeniyormuş gibi hissediyorum.
Yıldızı geçtim, bungalov, ağaç ev, çadır, çivili yatak, ne olursa, her şartta tatil yapabilirim. Bütün tatil boyunca kitap bile okuyabilirim. Hatta -hadi bu da benden olsun- gazete bile okurum be!
Yattığım yerden dünyaya üzülürüm; iç ve dış politika hakkında çeşitli nefretler beslerim; bombalanan şehirlere, ölen sivillere, çoluğa çocuğa ağlarım bile yemeklerden önce. Yemeğe oturunca unuturum (ama size TV'de haber seyretme sözü de vereyim hadi) TV'de seyrettiğim dünya vahşetine bol bol 'çık çık çık' yaparım, İsrail'e belalar okurum, belanın bumerang olmaması için "Celle şaane, celle şaane" derim.
Bir süre sofrada konuşulan bu konuları dinlerim, ara sıra konuya karışmaya çalışırım, masadaki herkes konuya bulaşmaya çalışır, sonunda anlamayanlar yavaşça sofradan elenir, konuya vâkıf iki üç kişi kalana kadar konuşulur. İş dünyayı kurtarmayı bile geçip kim daha çok konudan anlıyor yarışına döner.
Anlamayanlar bir süre sonra yıldızları seyretmek üzere sahile iner ya da gider uyur, kalanlar da içer, içer, içer, siz yattığınız yerden kımır kımır onların konuşmalarını dinlersiniz, arada serin bir yaz gecesi rüzgârı eser.
Sofradaki kadınlardan biri hem sıkıldığı, hem de üşüdüğü için üzerine yelek almak ve kafasındaki diğer şeyleri gece sessizliğinde düşünmek üzere odasına gider, yattığım yerden kadının ayak seslerini ve odada hâlâ uyumamış olan çocuğuyla konuşmasını dinlerim, bırakın Lübnan'ın etkisini, konu il sınırını geçmemiştir, 'Hâlâ uyumadın mı' filan gibi bir şeydir.
Sonra kadın sofraya döner, konuyu değiştirmek için havadan bahseder, sofradakiler de bunu beklemektedir, rahatlıkla değişir sohbet konusu. Belki sofradaki adamlardan biri sağduyusu gelişmiş biridir; dünya buna nasıl mal gibi oturarak izin verir; aklı almıyordur ama bu adam da zaten yüzmeyi pek bilmiyordur, denize girmeye üşeniyordur. Belki bir kadınla sohbete devam ediyordur ama flört ediyor da olabilirler. Sonra birlikte Lübnan'da da aynı görülen yıldızlara bakmak üzere kumsalda yürüyüşe çıkarlar, kadın üzerine yelek almak üzere odasına ya da ikâmet ettiği yere gider. Bense çok mutluyumdur.
Tatildeyimdir.
Sabah olur, kahvaltıya çıkılır. Küçük küçük zeytinler parlak parlak plastik tabaklarda durmaktadır. Domates- salatalık kardeşler vardır; yumurtalar haşlanmış, ekmekler hafifçe kurumuştur. Gece birlikte aynı sofrada dünya kurtaranlar, çiftler halinde ayrı kahvaltı masalarına oturmuştur.
Bense tatildeyim ya, kendimden başka bir şey düşünmemeye kararlıyımdır. Bu da tatil demek olur. Tatil bize böyle öğretildi; hiçbir şey düşünmeden öylece hıyar gibi yayılmak tatildir. Akşam konuşulan konular da, bu insanlar da umurumda değildir. Kaba etlerimi dinlendirmeye gelmiş olduğum için kendimden başka hiç kimseyi düşünmemeye kararlıyımdır. Çünkü tatilde can sıkıcı hiçbir şey düşünülmez.
Bu böyledir.
Ve dünya yaz tatiline çıkmıştır.