Şarkıların kanımca en önemli özelliği, kimden kime seslenildiği. Şimdi bunu duyunca yürekleri öfkeyle kızaran kimi sanatsever "Nerede bu müzikalite!" pankartlarını açmış bekliyordur.
Nil garip bir kız. Güzel bir kız. O kadar güzel bir kız ki, sanki güzel değilmiş gibi bir hakkı da size veriyor. Ama tabii nihai kararınız; "Eh be bilader, bu kadar da güzel olunur mu?" oluyor.
Neredeyse hiç makyajsız.
Neyse ama; güzelliğe, içinden yansıması dışında değer vermemek gerek.
Hemen nereli olduğunu soruyorum aksak dümbelek eşliğinde. Baba Karadeniz, anne Balkanlar'dan. Bu bileşimden değişik tipler çıkıyor. Fakat mesela bu tip karışımlarda takıntılı taraflar çıktığına tanık olmuşumdur.
Nil takıntılı zorgulu değil. (1) (Ay gülmem geldi.)
Yani elektrik düğmelerini belki üç kez açıp kaparsa ortamdaki elektriğin düzenlendiğini sanıyor olabilir. Ama üç ve üçün katları olur mu - olmaz mı, Allah bilir.
En çok konserde mutlu
Şimdi Nil, her yaşı küçük kendi büyükler gibi, yaptıklarını nasıl yapabildiğine de bir yandan gizlice şaşırıyor - dur herhalde, yalnız kaldığı zamanlarda. Çünkü kararsız. Hatta bir ara:
"En küçük kararları bile alamam; büyüğünden geçtim..." dedi. Hiçbir karar alamazmış. Demek ki kendine çok güvenmek ya da yaptığını iyi bulmak gibi bir karara da varamaz.
İyi.
En çok konserlerde mutlu. Adrenalini çok fazlalaşıyormuş, çok neşeli oluyormuş.
Onu Rock&Coke festivalinde izlemiştim. Sahneyi iki kilometrenin üzerindeki bir uzaklıktan bile şeker gibi dolduruyor, elindeki balonlarla Tayland'a kadar sizi götürüp getiriyor. Çünkü feci Lolita bir havası da var. Fakat bir arkadaşım onun erkeksi ile kadınsı arasında durduğunu söylüyor. Yani ne erkeksi, ne tam kadınsı.
Boğaziçi'nde Uluslararası İlişkiler okumuş. Dersleri çok iyi bir öğrenciymiş. Şimdi de master yapmayı özlemiş. Okulda geçirdiği günleri çok özlüyormuş.
İmaj çalısması yapmıyor
Erich Fromm'un Özgürlükten Kaçış kitabının bir bölümünde şöyle demektedir:
"Yaşamında ilk kez küçük atelyesinden ya da içinde kendisini küçük hissettiği büyük kuruluşundan çıkıp da, bir kitle toplantısının ortasına adım atan ve aynı inanca sahip binlerce ve binlerce insanla çevrilen kişinin kendisi de kitle telkini dediğimiz gizemli etkiye yenik düşecektir." (2)
Zamanında bu "Özgür Kız" konsepti üzerine pek düşünmüştüm. Esareti bilmeden özgürlüğü bilmek olmaz diyerekten yola çıkıp sonra, işte şimdi uzun hikaye; mecalim yok anlatmaya.
Nil Karaibrahimgil, kitle telkini esareti çekmemek için kendini donanımlayıp dünyaya açılmaya kararlı. Özgür kız ya; birşeylere karşı çıkabilmeli. Hiçbir şeye karşı çıkmadan oturursa, evinde kek pişirirse içi rahat etmez. Büyüdükçe yaratıcılığının artacağını bilecek kadar akıllı ama aynada saatler geçirebiliyormuş mesela. Herhalde sonra kendinden aldığı ilhamla kendine methiyeler diziyordur kendinin kim olduğunu bilmeden. Kendini tanımaya da kararlı. Öyle mükemmeliyetçi ki, en mükemmel nasıl olunursa ne bileyim, şarkıcı olarak, insan olarak. Bu yüzden hiçbir soruda ne bir yalan, ne bir gizli, ne bir saklı. Ama soğuk.