Dünyanin hiçbir yerinde Izmir'deki kadar güzel batmaz günes. Yine öyle bir vakit...
Bitmeyen enerji, kavuniçi bir top olmus, trajik bir yanginin küllerinden yeniden doğan sehrin ufuk çizgisinde, körfeze usul usul iniyor.
Rakinin dibine vurma saati...
Takvimler, 1923'ü gösteriyor.
Adres, numara 248, Kordon...Naim Palas... Ikinci kat...
Cumbada oturuyor Mustafa Kemal.
Sevmez fazla yemegi.
Leblebi var yine önünde...
Garson titriyor. Çünkü çocuk, rum.
Sesleniyor Gazi, sefkatli bir ses tonuyla..."Vre Dimitri" diyor, "gel bakayım.
" Çocuk, "buyur pasam" diyor, s'lere dili dönmeyen, kirik dökük Türkçesi'yle.
-"Sizin Kosti" diyor... Isgal sirasinda Izmir'e gelen Yunan Krali Konstantin'i kastederek...
-Sizin Kosti, geldi mi buraya? Geldi pasam...
-Oturdu mu bu masaya?
-Oturdu pasam.
-Günes batarken raki içti mi?
-Içmedi pasam.
-E o zaman sormadin mi çocuk, ne halt etmeye almis Izmir'i?