bir erkeği sonsuza dek sevmenin mümkün olmayacağını biliyorum artık… bir erkek de beni aynı şiddetle sevemez…
hayatım duruldu, her şey sakin. boşanmanın getirdiği yalnızlık hissi, yerini kendi başıma kalmamın huzuruna bıraktı, kızım biraz üzüldü ama herkesin gayreti ile toparladı. babası ile çok sık görüşüyorlar ama ben onunla bir araya gelmemeye özen gösteriyorum. en azından şimdilik buna hazır değilim, hala içimde büyük bir öfke var. bazı geceler uykuya dalmadan evvel ağlıyorum. gözyaşlarımla temizlenecek içimdeki öfke…
kendime söz verdim. aşka pabuç bırakmak yok artık.
sabah kahvaltılarına gidip, kafalarını tabaklara gömen ve hiç konuşmayan çiftlerden teki olmayacağım artık. boşandıktan sonra anladım ki, eşimle ne zaman yemeğe dışarı çıksak tek kelime konuşmamışız yemek boyunca, birbirimize en çok söylediğimiz cümleler “tuzu uzatır mısın, ekmeği verir misin, günaydın, görüşürüz,salam bozukmuş” olmuş senelerdir… bitmiş aslında her şey… nasıl bitmiş de biz anlamamışız, onu düşünüyorum şimdi.
koca bir ilişki elimden kaymış gitmiş. yaşanmışlıklar, seyahatler, romantik geceler, romantik sabahlar, tutkulu sevişmeler, özlemler, birbirini göremeden yaşayamamalar, bir an evvel evlenmeler… sanki başkaları yaşamış, sanki birinin bana anlattığı bir hikaye gibi uzak bana hepsi…
sanki kızım zembille indi… o derece hayal ürünü olmuş her şey…
evlilikte değil sorun!
sorun bizde.
insana verdiğimiz değer zamanla azalıyor, kötü anları hiç unutmayan bizler, iyi anları asla hatırlamıyoruz. onu ilk gördüğümüz günü, onu ilk öptüğümüz günü, onu deli gibi kıskandığımız günleri, telefonda saatlerce konuştuğumuzu, gece uyumadan evvel uzun uzun onu düşündüğümüzü… bunların hepsini unutuyoruz.
ta ki unuttuğumuz “hey, ben gidiyorum” diyene kadar varlığını hatırlamıyoruz…
iş işten geçmiş oluyor…
peki ne yapmak gerekiyor… işte onu bilmiyorum.
alntdr....gupse