şirketimizin kuruluş yıldönümüydü. tam yirmi yıl geçmiş cenabettin bey ‘in şirketi kurmasının üzerinden. her sene ilk önce şık bir kokteyl ardından sadece personele güzel bir eğlence düzenlenir güzide kulüplerde…
bu sene boşanma sebebiyle fazla keyfim yoktu, gelmeme kararı almıştım ama arkadaşlarım benim için de bir değişiklik olacağını, kafamın dağılacağını söyleyip, ikna ettiler. gittim, gitmez olaydım…
şirket kutlama kokteyllerini bilirsini, güzel ve ciddi konuşmalar, personele binlerce teşekkür, bir iki tanesine ödül, herkes takım elbiseler içinde, büyük işadamı ve iş kadını havasında… aslında sıkıcı ama bir şirket için mihenk taşı…
gece eğlenmeye gittik.
fırıldak bey’de aramızda. eşini getirmemiş. ilk önce eşi hasta sandık ama değil, eş özellikle getirilmemiş, gece kulübündeki diğer kadınların tadına tuzuna bakılacakmış meğer… eeeee şişede durduğu gibi durmuyor meret… fırıldak bey’in içinde yılana dönüştü içkiler. ilk önce masaya gelen dansözü evine götürmeye kalktı adam. o zaman bir adamın nasıl da içki sofrasında anlaşıldığına ikna oldum işte! adam, gün boyu takındığı yalancı tavrı bir anda çöpe attı, içki içti kendine kavuştu. bilseydik kendini bu kadar açığa vuracağını şirkette çayına rakı damlatırdık düzenli… ağzı beş karış açık, dansözün ardından masaları dolaştı, o da çıkıp oynasa cenabettin bey’den kopardığı paralardan daha fazlasını masalardan toplardı. kasmasına gerek yoktu ofis ortamında. erkeklerin bu kadar aç olanı çekilmiyor doğrusu. sonra baktık da bizim şirkette onun gibi aç birkaç kişi daha varmış, bir tanesin karısını bile umursamadı… hatta zavallı kadıncağız kocasını da bırakıp yemekten ayrıldı. başka masalardaki kadınlarla haberleşmeler, dansöz vücudunun anatomisi, dansözün içinde külot var mı merakı, garsonlar muhasebe çalışanlarına durumun kötüye gittiğini, herkesi atacaklarını söylediyseler de kimse bir şey yapamadı. herkes yavaş yavaş dağıldı, kalanlar yerlerine oturdu ve içmiş, içince kendini bulmuş, hayatında kadın görmemiş birkaç adamı seyretmeye başladı. fırıldak bey gece kulübündeki son kadın da orayı terk edene kadar masadan ayrılmadı. hala umutluydu. geceyi nasıl bitirdi bilmiyoruz, azimle şey eden misali, gönlünün sultanını buldu mu bilinmez…
müzisyenler sekreterimize çok şey gördük de böylesini görmedik dediler… “biz de görmedik valla” diye istek parçası yolladık. kızlar, kocalarını bu adamın aslında ayıkken böyle olmadığına ikna etmeye çalıştılar ama nafile… başka erkeklerin bile onaylamadığı bir durum vardı ortada… evli olanlar birer ikişer gitti… gitmeliydi de zaten. ben de birkaç kızı ayartıp hemen oradan ayrıldım. fırıldak bey türevlerinden olmayan bir bar bulduk, dinlendik biraz eve gitmeden önce.
erkek var erkek var derdi anneannem… varmış gördüm…
ahlak ve namusun sadece kadınlar için olmadığını bilirdim ama ahlakı ve saygınlığı bu kadar ayaklar altına alanlara da ilk defa rastladım.
bu erkekler nerede yetişiyor, anavatanları neresi acaba?
cenabettin bey sabah “beni rezil ettin!” dedi. konuşmuyorlar. cenabettin bey yirmi yıldır görülmemiş rezalet için çalışanlarından özür diledi. “eeeee cenabettin bey kıyakçılığın sonu ayakçılıktır canım” demek istedim hep… diyemedim patron işte.