ruh ben hasta bi adamım. bir hafta boyunca sağda solda ipsiz sapsız zağar gibi gezdiğim, hafta da bir de dergiye gelip yazı ve çizgi dahil köşemi son bi günde, hadi son bigünü de geçelim son 3 saatte tamamladığım bi işe sahibim. bu üç saatin son onbeş dakikasını yazıya ayırdığım halde yazarım diye geçinecek kadar da terbiyesiz bir adamım. sorsanız yazım tekniği nedir, anlatım nedir, benzetme sanatı nedir, nerelerde kullanıması doğrudur zerre kadar bilmem, merak da etmem doğrusu. ama bu terbiyesizliğim ve genişliğimin hastalığımla en ufak bir ilgisi yok. kendimi ruh hastası olarak tanımlamak isterdim, bunun sanatıma yansımasını da çok isterdim. olmadı, ne yapalım sağlık olsun...ama şunu bilin ki dostlarım; ben gerçekten de hasta bir adamım, hasta bir adamdım...
aynı sandalyede son bir saattir oturuyor, yanımdaki teyzenin dertlerine ortak oluyordum.sol bacağında üşüme varmış, doktor doktor gezmiş ama bi çare bulamamışlar. bu yaz günü ayağında yün çorapla geziyormuş. bir sürü tahil yapmışlar, röntgen, emar çekmişler bişey bulamamışlar. “senin neyin var evladım?” diye sordu bana, anlattım. “teyze şu sol göğsümde kaburga kemiğinin hemen altına para büyüklüğünde bir ağrı saplanıyor. gündüz iyiyim de gece oldumu başlıyor sızlamaya. yav bilsen sanki bıçağın tersiyle etlerimi kesiyorlar, sonra o ağrı şu koluma vuruyor, oradan da mideye.sen de göz var diyorlar ama ben pek inanmıyorum öyle şeylere. en üst düzey profesörlere gösterdim kan fazlası varmış bende. gittim aldırdım, bi görsen kapkara kan aktı benden. ben zehirli kanı atınca bi bir hafta kadar kendime geldim. ama sonra yine başladı ağrılar. -kafaya soğan bağlayıp tülbentle bi güzel saracaksın anca o zaman geçer- dedi eş dost. bağladım. -ağrıyan koluna zeytin çekirdeğini peynir suyunda ezip bağlayacaksın dediler, iltihabı alır, sarı suyu anında akıtır- dediler. bağladım. hiçbiri bir işe yaramadığı gibi koktum. hadi kokuyu geçtim yaptığım mesleğe de yabancılaştım, anti parantez ben edebiyatçıyım teyzeciğim. neyse açıldım eşe dosta, dedim -ben yabancılaştım-, dediler-mümkündür, sorunun psikolojiktir-. ben psikolojik lafını duyunca eşin dostun tedavi yönteminden anında vazgeçtim anneciğim. yeniden doktorlara gittim, bak bisürü ilaç yazdı, bi torba ilaçla geziyorum ama yine işe yaramadı. fiimdi bakalım bu doktoru çok övdüler, bi de ona göstereyim diyorum” dedim. ağrı anlatmada kullandığımız ölçü birimlerimiz teyzeyle aynı olduğu için biz ikimiz çok iyi kaynaştık, genel sağlık üzerine hoş bir sohbet başladı aramızda. sağlık konulu başlayan sohbetimiz genişledikçe genişledi, ikimizin sosyal hayat, modernite ve siyasi olaylar gibi konularda hemfikir olduğumuz ortaya çıkınca ben sanki ruh ikizimi bulmuş gibi oldum. hatta gibisi fazlaydı, kendisi benim ruh ikizimdi. ben ruh ikizimi bulmanın coşumuyla iyice gaza geldim “yaa teyzeciğim olur ya insanlık halidir. ben de gencim, deli doluyum, ne dediğimi bilmiyorum. ‹çerde bu doktor bana ters bişey söylese, takışsak kendisiyle. ne bileyim küfürleşmeler, ağız dalaşları filan olsa aramızda . gerçi istemem ama mesela yani diyorum. ben girsem doktora, sen de girer misin, yoksa girmez misin?” diye can alıcı bi soru yönlendirdim. teyze biraz duraksadı ve “aman umut bey evladım, ne diyosunuz siz” dedi. onun bu ikircikli tavrı beni derinden yaraladı, ikimiz kısa bi süre sustuk. bu susuş, bu kahrolası kapkara sessizlik beni korkuttu mu nedir, ben gereksiz bir çıkış da daha bulundum. “ben var ya elimde sigara söndürürüm. acımaz ki..” dedim. bunun üzerine teyze büsbütün tırstı benden. korkuyu gözlerinde farkedince “tırsma teyze, sen benim himayem altındasın bundan sonra. bana senden zarar gelmediği gibi sana zarar veren karşısında beni bulur. sinir var bende biliyor musun. gizli sinir varmış, doktor dedi”dedim. dedim ama ne yaptıysam eski dostluğumuzun temellerini yeniden atamadım. ürktü bi kere. size bişey söyleyeyim mi sevgili okurlar, bişey bittiği zaman, bitiyor, eskisi gibi olmuyor...
biz öyle yanyana gergin gergin otururken, ben tam kendimi ifade etme güçlüğü çektiğimi aslında öyle biri olmadığımı teyzeye anlatacakken, hemşire ismimi okudu. kayıt işlemlerinden sonra, muyanehaneye girdim. doktor, masada oturmuş deftere bişeyler yazıyordu yüzüme bile bakmadı. kafasını kaldırmadan “neyiniz var?”, sitemkar bir gülüşle cevapladım ; “benim de söyleyeceklerim var” ve kollarımı iki yana açıp kucaklamak için yürüdüm üstüne...kıpırtısız ve başını hala kaldırmayarak “buyrun, sizi dinliyorum” dedi. ellerim havada kaldı ve geri geri adım atarak, eskiyerime döndüm.“demek beni dinliyorsun altay. öyleyse şunu dinle; senin bu yaptığına terbiyesizlik denir.” dedim hışımla. kafasını kaldırdı ve “aaa umut” dedi sadece. dinlemeden “bak yıllardır aynı dergide çalışıyoruz, arkadaş bi sabahlama gecesinde göremedik seni. bu çocuk da genç bir yazardır sonuçta, bi yazım tekniği göstereyim şuna, elinden tutayım, edebiyat camiasına sokayım şunu demek yok sende. altkültür, andırground ayağına köşene çüklü, t.şşaklı resimler koyup derginin bereketini kaçırdığın yetmiyormuş gibi, benim de bütün tadımı kaçırıyorsun.” diye çemkirdim suratına. gayet iyi niyetli ve sevecen bi şekilde “aman umutçuğum ben ne yaptım da senin tadını kaçırdım” dedi altayım. ben bu iyi niyet karşısında biraz yumuşadım ama hemen belli etmedim. “ne diye bana iyi niyetli davranıyorsun yaa. altkültür müyüm lan ben. onu mu ima etmeye çalışıyorsun? söyle lan varoluşçuluk ne demek? ne demek?....heee!!! böyle bokunu yemiş tavuk gibi düşünür durursun işte...ben biliyorum oğlum, senin havan işte buraya kadar” dedim. “yav umutçuğum bi dur bi sakin ol otur şuraya” dedi, oturttu, bi çay ısmarladı ben hemen yumuşadığımı belli ettim. “yav altayım sen bana bakma yaa. ben takılıyorum sana... biraz canım sıkkın, geleyim bulaşayım.” dedim ve “mehmehmeh” diye güldüm. sonra yazım tekniği üzerine, fanzin kültürü üzerine bi sohbete daldık altay’la. dedim” bak şu dergide topu topu bi kaç yazarız , birbirimizi kollayalım. bu çizer milletine güven olmaz. satarlar adamı iki dakkada”, “peki” dedi. sonra benim halamın oğluna ilaç ayarladı, bana da ilaç şirketlerinden promosyon olarak gelen iki kalem bi de tavşanlı kalem g.tü verdi altaycığım. kopmaz bağlarla bağlandık birbirimize. neyse geç oldu, “ben kaçayım artık, sen de özletme kendini, arada bir uğra dergiye bizim de çayımızı iç” dedim. boynu bükük “hiç kimseyi özleyecek kadar çok sevmiyorum kendimi” dedi. “boşver be abi, biz çok seviyoruz seni” dedim. çıkışta eski ruh ikizimi görmezden gelip tavır yaparak. evime gittim. kalemime tavşanlı, kalem ..ötümü takıp çok duyarlı bir yazı kaleme aldım.