OGZL.net sosyal platform
Üye Girişi »

Yeni başlık gönder    Cevap gönder

Forumlar:  Okuma: kaan dobra

 
forumlarda ara:

Yazar
Mesaj
foto

AniMme

[ŞAMPİYON]

18743 mesaj

kaan dobra'nın takıma yeni geldiği günlerdi aşkım
off ne alakası var şimdi deyip
dinlememezlik etme, dinle bi kere.
kaan dobra takıma yeni gelmişti.
yalan söylemiyim sanırım antep maçıydı.
maç neredeyse bitmiş.
skor kesindi..
hoca maçın 89. dakikasında oyuna aldı kaan'ı
sahada herkes çok yorgundu.
bi tek kaan, civelek gibi koşuyordu sağa sola.
ben de dahil herkes güler gibi bakıyordu kaan'a.
aa kerize bak aa enerjike bak diye.
ama hoca beğendi kaan'ın performansını
diğer maçta daha çok yer verdi.
bir diğer maçta daha bi çok.
ve bugün kaan dobra, kaan dobraysa
o 89. dakika yüzündendir...
şimdi gelelim sadede,
ben de ilişkimizi kurtarmak için
89. dakikada oyuna girmiş bir oyuncu gibi
koşuyorum, çırpınıyorum.
gör performansımı diye.
sev beni diye...


alıntı

09 May 2008 21:44

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

dAmAcAnA

[tam kutsal]

860 mesaj

amanin bu ne biçim bi bakış açısı Smile

09 May 2008 21:45

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

neden bu kadar ciddi

[hikokomori]

1424 mesaj

hadi hayırlısı..

09 May 2008 21:46

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

RookiePlayer

[BasketFaul]

9635 mesaj

dobrowski

09 May 2008 21:47

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

yok burda

120 mesaj

güselmiş

09 May 2008 21:49

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

atraxi10

122 mesaj

okurken ağladım

09 May 2008 21:51

[Online] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

Nazdarovya

[koçero]

6603 mesaj

vay be o değilde
ne günlerdi dobro, mosheou falan

09 May 2008 21:56

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

neden bu kadar ciddi

[hikokomori]

1424 mesaj

üç yıllık bir ilişkiden çıkmış biri olarak aslında gayet güçlüydüm. bir iki kendini yere atma, beş altı defa arayıp birbirimize duyduğumuz sevginin görkemi ve aşkımızın yüceliği ve bu minvalde yeniden, evet yeniden bir araya gelmemiz hakkında konuşma, 15’i bir önceki konuşmamı destekler nitelikte olan, 10’u gittikçe sertleşip sonunda üzerine araba sürmek, küçük kardeşinin kolunu kırmak gibi tehditlere kadar varan, ardından gelen 8’i yine aşkımızın kutsiyetini anlatan, en son ikisi de nokia 3310’un hazırında bulunan dans ve hamburger temalı resimli mesajları olmak üzere toplam 38 cevapsız mesajın sonunda kesin olarak ayrılmıştık işte.

ilişki biter bitmez üstümden adeta bir yük kalkmıştı. adeta pırıl pırıl olmuştum. artık telefonumun şarjı bittiğinde gerilmek, birbirimizin hayatına çok saygı duyuyormuş gibi yapıp, o tuvalete gidince masada duran telefonun rehberini, gelen mesajları karıştırdıktan sonra o gelmeden ekranın ışığı sönsün diye dua etmek yoktu. ve en önemlisi ekranını anamdan babamdan çok gördüğüm bu alet yoktu hayatımda. son bir kez telefon rehberi kontrol edildi ve kızlara bakıldı. üç yıllık ilişki sadece benden değil rehberden de çok şey götürmüştü. telefon rehberim abdi ipekçi erkek öğrenci yurdu gibiydi.

eski sevgilim nur’u “nuri” diye kaydetmiştim üç yıl önce telefonuma. kız arkadaşımla otururken nur arayınca, sanki nuri diye bir arkadaşımdan zamanında 20 milyon borç almışım da ödememişim gibi yapıp, 20 milyona tamah eden, yine parasını istemek için arayan nuri’den iğrenç bir insan olduğu için fellik fellik kaçıyormuşum süsü veriyordum bu telefonu açmama eyleminde.

neyse uzatmayayım, kayıtlara nuri olarak geçen nur’a “ne haber ” yazıp mesaj attım. bir müddet sonra dergiden arandım. “iyiyim umutçuğum sen nasılsın?” dedi halkla ilişkiler sorumlusu nuri. nuri kisvesindeki nur’un gerçekten de kanlı canlı nuri olması beni baya sinirlendirdi. “nuriciğim bak! biri sana mesaj atıyorsa ona mesajla karşılık ver. kontörün yoksa sus otur. sen her gelen mesaja dergi telefonundan arayarak cevap verirsen, daha ilk aydan ebemizi sikersin nuriciğim. asgari düzeyde kullan, bizde çalışan oluk, böyle sömürmedik bize sunulan imkanları, gördün mü benim hiç diğer dergilerde sevgilimle dergi telefonlarında konuştuğumu. kapa telefonu nuri!” diye verdim kalayı…

ertesi sabah dergiye gittim. nuri bir grup arkadaşını zaten göt kadar olan dergimize davet etmişti. dergide oturacak yer kalmamıştı. beni görünce yüzünü çevirdi, konuşmaya devam etti arkadaşlarıyla. ayakta durup biraz suratlarına baktım ama zerre rahatsız olmuyorlardı, bunlardaki keyif eşşekte yoktu. masama oturmuş gülerek bir anısını anlatan gençlerden birine kalkmasını rica ettim. bozulmak şöyle dursun, ayağa kalkıp anlattığı anıya es vermeden gülerek ve suratıma dahi bakmayarak başka yere oturdu. oturup çalışmaya başladım, onlar ise arkamda oturmuş konuşmaya devam ediyorlardı. arada bir dönüp “kafa bu kafa, iş yapıyoruz dimi burada?” der gibi baktım. ama tınmadılar, dur şunları da arayayım gelsinler, dur bir çay koyayım da içelim diye konuşup durdular. ben de daha sık dönüp bakmaya başladım. bir ara “iş yapıyoruz burada dimi?” der gibi bakmayı unutmuşum, uzun uzun mal gibi baktım gençlere.

“genç, ne acayip bişey lan. genç…. yürüyor, saçı var uzatıyor, şekil veriyor. sakalını çeşitli yerlerden kesiyor… hayata bakışını yansıtan tişörtler giyiyor… bazı şeylere öfkeleniyor, telefonunu havaya kaldırıp tepeden kendi resmini çekiyor. o resmi siyah beyaz yapıp arkadaşlık sitesine koyuyor. abartılı tepkiler veriyor her şeye. sorsan “niye yapıyorsun” bunları diye sen haksız çıkarsın çünkü genç o …genç… aslında ilginç” diye içimden geçirdim. bakarken, salyam akmış, silip önüme döndüm.

bir müddet sonra dergiye bir kız arkadaşları geldi. daha demin ki sığ muhabbet, birden gözüme güzel gözüktü. gülümseyerek dinledim anlatılanları, birbirine takılmaları. artık iyiden iyiye işi bırakıp onlara doğru dönmüştüm. yapılan esprilere grup içinde en fazla ben gülüyordum. ama henüz kimseyle bir diyaloga girememiştim, tek tanıdık olan nuri zaten hiç yüz vermiyordu. bir müddet sonra kendimden tiksindim, ne yalakalık yapıyorum lan boş yere, diyip işime geri döndüm. onlar bir konuda hararetli bir şekilde tartışırken, suratlarına bakmadan önümdeki karikatürle ilgilendiğim halde yüksek sesle bir kızılderili atasözü söyledim. kısa bir sessizlik oldu, sonra konuşmaya devam ettiler. bir müddet sonra başka bir atasözü patlattım. daha uzun bir sessizlik oldu. sonra tekrar muhabbetlerine geri döndüler. gençlik çok değişmişti. bizim zamanımızda kızılderili dendiği zaman akan sular dururdu. evlere toplanıp kızılderililerin ne büyük bir ulus olduğu, dünyanın diğer bütün halkları çok lavukmuş da bi kızılderililer ellerinden gelse cami yaptıracak kadar hayır sahibi insanlarmış gibi konuşulurdu. yazık türk gençliği bu güzel geleneği unutmuş, kızılderili övmek rafa kalkmış, aborjin övmek ise zaten kısa bir hevesmiş bizim için.

neyse fazla uzatmayayım. baktım olmuyor, giremiyorum aralarına. tüm insanlığın ortak dili olan müzikle sızayım aralarına diye düşündüm. oky’nin bir arkadaşının dergide unuttuğu bir klasik gitarı vardı. gittim onu aldım. az buçuk anlarım gitardan, anlarım diyorsam “aa uzat bakayım elini, tırnakların uzun, gitar çalıyorsun galiba, akustik mi klasik mi? hmm akustik demek… iyidir akustik” den öteye gitmedi gitarla muhabbetim. ama aldım gitarı elime. onlardan biraz uzakta yere çöküp, bi sigara yaktım, bir nefes çekip, gitarın sapıyla, kulakları arasındaki tele sıkıştırdım yanan sigarayı. ve başladım çalmaya. “sözlerimi geri alamam, yazdığımı baştan çalamam, kimseye tiriviri yapamam”, diye söylemeye başladım şarkımı. çevremde çember olmalarını tabiî ki beklemiyordum ama en azından ufak bir mırıldanma, bir ayakla ritim tutma bekledim, olmadı. o gitarın sapında yarım paket sigara yakıp içtim sinirimden, “öfff” ten “püfff” ten başka bir şey duyamadım. baktım bu böyle olmayacak, gideyim nuri’ye artistlik yapayım da çok da boş adam olmadığımı anlasın diye, gitar boynuma asılı bir şekilde nuri’nin yanına gittim. sinirle, “ya nuriciğim sana geçen gün şimdi adını hatırlayamadığım o amerikalı çizerin albümünü masamda istiyorum dedim, getirmemişsin. bu kadar aymazlık olmaz ki canım!” diye tersledim.”ne çizeri? .. anlamadım” diye karşı gelmeye çalıştı, “ya bi de cevap verme ya” diyip hali hazırda gitarın sapında yanmakta olan sigaramdan son bir nefes çekip, gitarın sapını kül tablasında söndürdüm.

yanındaki kız arkadaş (ebru) bana “pardon bülent ortaçgil çalabilir misiniz acaba. biliyor musunuz hiç parçasını. bayılırım bülent ortaçgil müziğine” dedi. çalamıyordum ama ağzımla gitar sesi çıkarabiliyordum. zaten çok sonraları elimdeki gitarın çok dandik bir gitar olduğunu, sadece “dağlar dağlar” ve “fabrika kızı” parçalarını çalabilenler için üretildiğini, elimdeki gitarla bu şarkılardan başka şarkı çalmanın imkansız olduğunu öğrenecektim…..

09 May 2008 21:56

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

yok burda

120 mesaj

bunu okumustuk

09 May 2008 21:59

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

neden bu kadar ciddi

[hikokomori]

1424 mesaj

okumayanlar için

09 May 2008 22:03

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

neden bu kadar ciddi

[hikokomori]

1424 mesaj

ruh ben hasta bi adamım. bir hafta boyunca sağda solda ipsiz sapsız zağar gibi gezdiğim, hafta da bir de dergiye gelip yazı ve çizgi dahil köşemi son bi günde, hadi son bigünü de geçelim son 3 saatte tamamladığım bi işe sahibim. bu üç saatin son onbeş dakikasını yazıya ayırdığım halde yazarım diye geçinecek kadar da terbiyesiz bir adamım. sorsanız yazım tekniği nedir, anlatım nedir, benzetme sanatı nedir, nerelerde kullanıması doğrudur zerre kadar bilmem, merak da etmem doğrusu. ama bu terbiyesizliğim ve genişliğimin hastalığımla en ufak bir ilgisi yok. kendimi ruh hastası olarak tanımlamak isterdim, bunun sanatıma yansımasını da çok isterdim. olmadı, ne yapalım sağlık olsun...ama şunu bilin ki dostlarım; ben gerçekten de hasta bir adamım, hasta bir adamdım...

aynı sandalyede son bir saattir oturuyor, yanımdaki teyzenin dertlerine ortak oluyordum.sol bacağında üşüme varmış, doktor doktor gezmiş ama bi çare bulamamışlar. bu yaz günü ayağında yün çorapla geziyormuş. bir sürü tahil yapmışlar, röntgen, emar çekmişler bişey bulamamışlar. “senin neyin var evladım?” diye sordu bana, anlattım. “teyze şu sol göğsümde kaburga kemiğinin hemen altına para büyüklüğünde bir ağrı saplanıyor. gündüz iyiyim de gece oldumu başlıyor sızlamaya. yav bilsen sanki bıçağın tersiyle etlerimi kesiyorlar, sonra o ağrı şu koluma vuruyor, oradan da mideye.sen de göz var diyorlar ama ben pek inanmıyorum öyle şeylere. en üst düzey profesörlere gösterdim kan fazlası varmış bende. gittim aldırdım, bi görsen kapkara kan aktı benden. ben zehirli kanı atınca bi bir hafta kadar kendime geldim. ama sonra yine başladı ağrılar. -kafaya soğan bağlayıp tülbentle bi güzel saracaksın anca o zaman geçer- dedi eş dost. bağladım. -ağrıyan koluna zeytin çekirdeğini peynir suyunda ezip bağlayacaksın dediler, iltihabı alır, sarı suyu anında akıtır- dediler. bağladım. hiçbiri bir işe yaramadığı gibi koktum. hadi kokuyu geçtim yaptığım mesleğe de yabancılaştım, anti parantez ben edebiyatçıyım teyzeciğim. neyse açıldım eşe dosta, dedim -ben yabancılaştım-, dediler-mümkündür, sorunun psikolojiktir-. ben psikolojik lafını duyunca eşin dostun tedavi yönteminden anında vazgeçtim anneciğim. yeniden doktorlara gittim, bak bisürü ilaç yazdı, bi torba ilaçla geziyorum ama yine işe yaramadı. fiimdi bakalım bu doktoru çok övdüler, bi de ona göstereyim diyorum” dedim. ağrı anlatmada kullandığımız ölçü birimlerimiz teyzeyle aynı olduğu için biz ikimiz çok iyi kaynaştık, genel sağlık üzerine hoş bir sohbet başladı aramızda. sağlık konulu başlayan sohbetimiz genişledikçe genişledi, ikimizin sosyal hayat, modernite ve siyasi olaylar gibi konularda hemfikir olduğumuz ortaya çıkınca ben sanki ruh ikizimi bulmuş gibi oldum. hatta gibisi fazlaydı, kendisi benim ruh ikizimdi. ben ruh ikizimi bulmanın coşumuyla iyice gaza geldim “yaa teyzeciğim olur ya insanlık halidir. ben de gencim, deli doluyum, ne dediğimi bilmiyorum. ‹çerde bu doktor bana ters bişey söylese, takışsak kendisiyle. ne bileyim küfürleşmeler, ağız dalaşları filan olsa aramızda . gerçi istemem ama mesela yani diyorum. ben girsem doktora, sen de girer misin, yoksa girmez misin?” diye can alıcı bi soru yönlendirdim. teyze biraz duraksadı ve “aman umut bey evladım, ne diyosunuz siz” dedi. onun bu ikircikli tavrı beni derinden yaraladı, ikimiz kısa bi süre sustuk. bu susuş, bu kahrolası kapkara sessizlik beni korkuttu mu nedir, ben gereksiz bir çıkış da daha bulundum. “ben var ya elimde sigara söndürürüm. acımaz ki..” dedim. bunun üzerine teyze büsbütün tırstı benden. korkuyu gözlerinde farkedince “tırsma teyze, sen benim himayem altındasın bundan sonra. bana senden zarar gelmediği gibi sana zarar veren karşısında beni bulur. sinir var bende biliyor musun. gizli sinir varmış, doktor dedi”dedim. dedim ama ne yaptıysam eski dostluğumuzun temellerini yeniden atamadım. ürktü bi kere. size bişey söyleyeyim mi sevgili okurlar, bişey bittiği zaman, bitiyor, eskisi gibi olmuyor...

biz öyle yanyana gergin gergin otururken, ben tam kendimi ifade etme güçlüğü çektiğimi aslında öyle biri olmadığımı teyzeye anlatacakken, hemşire ismimi okudu. kayıt işlemlerinden sonra, muyanehaneye girdim. doktor, masada oturmuş deftere bişeyler yazıyordu yüzüme bile bakmadı. kafasını kaldırmadan “neyiniz var?”, sitemkar bir gülüşle cevapladım ; “benim de söyleyeceklerim var” ve kollarımı iki yana açıp kucaklamak için yürüdüm üstüne...kıpırtısız ve başını hala kaldırmayarak “buyrun, sizi dinliyorum” dedi. ellerim havada kaldı ve geri geri adım atarak, eskiyerime döndüm.“demek beni dinliyorsun altay. öyleyse şunu dinle; senin bu yaptığına terbiyesizlik denir.” dedim hışımla. kafasını kaldırdı ve “aaa umut” dedi sadece. dinlemeden “bak yıllardır aynı dergide çalışıyoruz, arkadaş bi sabahlama gecesinde göremedik seni. bu çocuk da genç bir yazardır sonuçta, bi yazım tekniği göstereyim şuna, elinden tutayım, edebiyat camiasına sokayım şunu demek yok sende. altkültür, andırground ayağına köşene çüklü, t.şşaklı resimler koyup derginin bereketini kaçırdığın yetmiyormuş gibi, benim de bütün tadımı kaçırıyorsun.” diye çemkirdim suratına. gayet iyi niyetli ve sevecen bi şekilde “aman umutçuğum ben ne yaptım da senin tadını kaçırdım” dedi altayım. ben bu iyi niyet karşısında biraz yumuşadım ama hemen belli etmedim. “ne diye bana iyi niyetli davranıyorsun yaa. altkültür müyüm lan ben. onu mu ima etmeye çalışıyorsun? söyle lan varoluşçuluk ne demek? ne demek?....heee!!! böyle bokunu yemiş tavuk gibi düşünür durursun işte...ben biliyorum oğlum, senin havan işte buraya kadar” dedim. “yav umutçuğum bi dur bi sakin ol otur şuraya” dedi, oturttu, bi çay ısmarladı ben hemen yumuşadığımı belli ettim. “yav altayım sen bana bakma yaa. ben takılıyorum sana... biraz canım sıkkın, geleyim bulaşayım.” dedim ve “mehmehmeh” diye güldüm. sonra yazım tekniği üzerine, fanzin kültürü üzerine bi sohbete daldık altay’la. dedim” bak şu dergide topu topu bi kaç yazarız , birbirimizi kollayalım. bu çizer milletine güven olmaz. satarlar adamı iki dakkada”, “peki” dedi. sonra benim halamın oğluna ilaç ayarladı, bana da ilaç şirketlerinden promosyon olarak gelen iki kalem bi de tavşanlı kalem g.tü verdi altaycığım. kopmaz bağlarla bağlandık birbirimize. neyse geç oldu, “ben kaçayım artık, sen de özletme kendini, arada bir uğra dergiye bizim de çayımızı iç” dedim. boynu bükük “hiç kimseyi özleyecek kadar çok sevmiyorum kendimi” dedi. “boşver be abi, biz çok seviyoruz seni” dedim. çıkışta eski ruh ikizimi görmezden gelip tavır yaparak. evime gittim. kalemime tavşanlı, kalem ..ötümü takıp çok duyarlı bir yazı kaleme aldım.

09 May 2008 22:09

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

pellissier

[alayına..]

6717 mesaj

18 e girdin demek

10 May 2008 02:19

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

cabbarcan

[zirzop01]

3459 mesaj

Bravo

10 May 2008 09:12

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
foto

alllyy

[dELyy]

126 mesaj

Bravo Bravo Bravo

10 May 2008 11:35

[Offline] Mesaj gönder Bu mesajı rapor et     Alıntıyla Cevap Ver
Yeni başlık gönder   Cevap gönder

Forumlar:  Okuma: kaan dobra