"hayat aslında “dota” gibidir: dünyaya hangi “hero” ile geleceğiniz belli olmasa da (-ar’de), gelir gelmez kırmızı pabucu alıp “koridorlara” koşmaya başlarsınız. sonra savaş başlar, kılıçlar sallanır ve bu sırada yanınızda bazen size yardım edecek “creepler”/yakınlarınız olur, bazen olmaz; bazen başka bir “hero” yardıma gelir; bazen birden fazla “hero” ile baş etmek zorunda kalabilirsiniz. öldürdükçe “level”/başarı kazanırsınız. tabi “experience”ınız/yaşınız artıkça “yeteneklerinizi”/büyülerinizi geliştirirsiniz. doğru zamanda, doğru “hero”ya doğru büyüyü, doğru sıra ile atmalısınız. bazen kaçmayı, bazen de savaşın yakınında durmayı bilmelisiniz.
tüm bunların yanında “dota”nın hayata en çok benzeyen yönü ise “hiçbir zaman ama hiçbir zaman boş durmamanız; daima savaşmanız gerektiği”dir. tabi bunu yaparken size katılmak isteyen bazı “hero”ların level’ina da bakmalısınız ve kendinizden düşük “level”lı “hero” ile asla aynı koridorda/hayatta savaşmamalısınız."