evde bir sürü kırmızı biber kaldı bir sürü de patates. bir önceki alışverişte göz kararı olayı yerine kararsızlık yaşamışım demek ki. alışveriş yapmaya da niyetim yok, zaten halim de yok. patatesleri bir güzel soydum,hiç utanmadılar, soyununca rahat ediyorlar besbelli. kestim onları acayip şekillerde ne "elma patates" ne de "parmak patates" oldular, acayip bir şey oldular.yağın içine attım hepsini şekilsiz şekilsiz, hafif kızarmaya başladılar ki biberler geldi aklıma. onları yıkadım, ayıkladım,doğradım, başka bir yağın içine de onları attım.evde bir vahşet! patatesler de biberler de hafif kızardı, aldım ikisini birbirine karıştırdım ibr tencerenin içinde, biraz biber salçası attım tencereye, su koymadım henüz, ocakta çıtırdamaya devam ediyorlar,ben de karıştırıyorum.baktım fazla kırmızı görüntü yok tencereye azıcık pul biber döktüm. su koydum, üstünü kapatacak kadar,tencerenin ağzını kapamadan evvel tuz koymadığımı hatırladım,serptim hemen, iki tane kesme şeker attım.bir diş sarımsak yolladım.tencerenin kapağını kapadım,hafif ateşte pişmeye bıraktım, pişti tabi.sevgili eş geldi, önüne koyduk yemeği, bir lokma aldı
-aaa bu ne dedi?
-malezya usulü patates dedim
-çok acı ama dedi.
-eeee malezya dedim.kırmızı bul biberi azıcık koymadığımı anladım.
siz son rötuşu yapmazsanız harika bir yemek olacaktır emin ol. biz yana yana yedik.